Çarşamba, Ocak 25, 2012

kasvet

madem konuşamıyorsun o zaman yaz dimi
konuşamamak sorunu evet sadece bana ait bir sorun benim sorunum canımı acıtan
beni yaralayıp düşüncelerimi altüst eden
öyle bir gün işte bu kasvetli havada bende kasvet kasvet
ben hep böyle sıkıcı birimiyim düşüncesi de müthiş daraltıyor yüreğimi
boğum boğum boğuluyor boğazım
hıfzı topuz'un hava kurşun gibi ağır romanını okuyorum nazım'ı anlatıyor
okuduğum nazım kitaplarının yanında bu kitap nazım'ı okumakta bana biraz vasat geldi.
belki hapishaneden kemal tahir'e yazdığı mektuplardan hapishane günlerinin içine girince bu kitapta nazım duygusu eksik geldi
kitap hala bitmedi son bölümü duruyor belki bitiş bana farklı düşündürür bilemiyorum
neyse konuşamamakla açılan sayfa nazım'la bitsin
gelsene dedi bana
kalsana dedi bana
gülsene dedi bana
ölsene dedi bana
geldim
kaldım
güldüm
öldüm

konuşsana de bana!

Salı, Ocak 24, 2012

TEMBELLLİK

Hayatıma damga vuracak en önemli özelliğim olacaksın.
Ürkütücü.
Bunu değiştirmek için hiçbirşey yapmamak daha ürkütücü.
Ben aldığım binlerce karara kararlılıkla uymadığım için bu gelgitleri yaşamıyor muyum zaten?
Buraya yazmamak gibi.
bir söz verip kendine önce bu sayfayı güncelle.
Söz mü?
SÖZ

Salı, Ağustos 30, 2011

ÇELİŞKİ

Peri'ye verdiğim sözle uyandığımda sabah, aklıma gelen ilk şey Conrad'ın Nostromo'yu yazarken yazdığı mektuplardan biri;"İnsanların şefkatini kazanmanın en kestirme yolunun neşeliymiş gibi davranmak olduğunu keşfetmesi"
Neşeliymiş gibi davranmak...
Conrad o şaheseri yazarken böyle iki benlik çelişkisi yaşıyordu.
Peki benim ki ne!

Pazartesi, Ağustos 29, 2011

herşey sende gizli

HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
CAN YÜCEL

Cumartesi, Ağustos 27, 2011

Geçici bir durum değil benimki bir süreklilik hali...Arada sekteye uğrasada büyük resimde aynı süren bir hal.Bir yerde kapattım kendimi, hem dünyaya hem kendime;buradan bakınca benim bile hangi zamanda olduğunu karıştırdığım...
Proust'un ''Mahpus''undaki Marcel gibi hissediyorum çoğu zaman kendimi.Kendine asıl zarar verenin kendisinin olduğu.Ve bu ölümcül korkutuyor beni.Bu korkuların kaosunda dışarıda istenilen küçük burjuva kadınını oynarken,aslında bir dünya yaratıyorum sanırım kendime.Şurada yazdıklarımı ifade edemediğim kocaman bir dünya etrafımda ve ben günlük ihtiyaç dilini aşamıyorum kimseyle.Marcel olmak korkunç görünüyor bana....
Ya da lanetlenmiş Buendialar gibi olmak.Sanki tüm hayatımın kehaneti Melquiades tarafından bilmediğim bir dilde şifrelenmiş ve ben onu çözdüğümde yok olacağım...
Tek duygusal ifade,okuduğum kitaplardaki karakterlerle; kafamdaki cevapsız sorular ve yorumsuz yanıtlardan ibaret.
Amma bu gün yüreğime bir peri dokundu,usulca........................

Salı, Kasım 30, 2010

2. nöbet

''yoruldum varılmayan yolculuklardan

galiba birşeyleri silmiyor zaman''



yukarıdan usulca bakınca; zorla birinin hayatına girme çabasıymış benim ki.

çok canım yanıyor çok

delip geçiyor içimi

her düşünce bir kurşun sıkıyor ve ben

bazen kurşuna diziliyorum.............



kimim ki ben?

boşluk

Pazar, Kasım 28, 2010

1.nöbet

''insanlardan ''buz gibi'' soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki sorma
anlarsın''

''yine kamyonlar kavun taşır
fakat içimde şarkı bitti.''

cahit usta tüm bunları bana söylerken sene bilmem nede,
ne düşünüyordu ki...

bu hiçliğe dayanmalıyım.sana rağmen seni yaşamak istemiyorum.çünkü yüzün o an öyle çirkin ki beni de çirkinleştiriyor.
yeni bir zamanın başlangıcı, sözsüz...